29 Nisan 2011 Cuma

Kişisel Gelişim Notları: ABRAHAM LİNCOLN Nasıl Başardı?


ABRAHAM LİNCOLN Nasıl Başardı?


    
     “Yoksul bir ailenin çocuğu olarak mahrumiyetle dolu bir evde doğup büyüdüm. Midemin açlığını kuru mısır ekmeğiyle bastırırken, ruhumun açlığını ödünç aldığım kitaplarla giderirdim. Okumaya âşıktım; bir çiftlikte tarlada işçi olarak çalışırken de okudum, bir bakkalda çıraklık yaparken de…”

· Yoksul bir ailede dünyaya geldi.
· Anne babası okuma yazma bilmezdi.
· 10 yaşında annesini kaybetti.
· Tarlada ırgatlık yaptı.
· Bakkalda çıraklık yaptı.
· 21 yaşında işini kaybetti.
· Bocalama dönemi yaşadı.
· 24 yaşında tekrar işinden oldu.
· 25 yaşında dört çocuğundan üçü vefat etti.
· 27 yaşında ruhsal bunalıma girdi.
· 34 yaşında kongre seçimlerini kaybetti.
· 36 yaşında kongre seçimlerini yine kaybetti.
· 38 yaşında eyalet seçimini kaybetti.
· 45 yaşında senato seçimlerini kaybetti.
· 47 yaşında başkanlık seçimlerini kaybetti.
· 49 yaşında tekrar senato seçimlerini kaybetti.
· 52 yaşında Amerika Birleşik Devletleri’ne Başkan Seçildi.

    Adı: Abraham Lincoln

     “Köleliği Kaldıran Adam” olarak tarihe geçti.
      Abraham Lincoln’ün kitaplara karşı müthiş bir tutkusu vardı. Babasının işsizliği yüzünden sık sık ev değiştiriyorlardı. Bu yüzden de kitap okuma imkânı bulamıyordu. Yine de ödünç aldığı kitaplar oluyordu. Ödünç aldığı kitaplara gözü gibi bakıyordu. Bir defasında arkadaşından aldığı bir kitap ıslanıp yazıları silinince üzülüp paniklemişti. Ama bir hafta çalışıp kazandığı parayla yenisini alıp arkadaşına teslim edince rahatlamıştı. Geceleri mum ve alev ışığında kitap okuyordu. Kitaplar için “Benim biricik dostlarım” diyor, başka bir şey demiyordu. Geçmişteki iyi ve başarılı insanların hayatlarını okumaya bayılıyordu. Sayısız sıkıntı, aile ve ızdırap sınavından geçen bu adam, işte bu insanların hayatlarından beslenmişti. Hatta George Washington’un hayatını anlatan kitap ayrı bir yaşam, apayrı bir güzellikti. Adalete, insan hak ve hürriyetine önem verdiği için hukuk kitapları da okuyordu.
     Değişik hayat ve konulardan haberdar olmak için mahkeme duruşmalarına seyirci olarak katılıyordu. Bir gün mahkemede bir avukatın hitabet ve savunmasına şahit olur, imrenir. Sanık gerçekten masumdur ve tutuklanmaktan kurtulur, mahkeme sona erer. Lincoln bu avukatı tebrik etmek ister, elini uzatır. Ne var ki karşısındaki bu basit, fakir görünümlü adama aşağılayıcı bir tavırla bakarak elini bile sıkmaz. Lincoln, bu hareket karşısında çok üzülür, hüzünlenir.
     Sevgili Dostlar, ne oldum değil, ne olacağım demeli insan. Bugün o avukatın ismi cismi bilinmezken, bu zavallı adam tüm dünyanın sevgiyle, minnetle adından bahsettiği Abraham Lincoln olarak karşımızda durmaktadır. Lincoln 20 sene sonra Cumhurbaşkanıyken aynı avukatla karşılaştığında, kendisini, aşağılayarak bakan bu adamı, o zamanki yaptığı savunmadan dolayı alçakgönüllü yine tebrik etti.
     Genç Lincoln 20 yaşına geldiğinde Ohio ırmağı üzerindeki feribotlarda çok düşük ücret karşılığı ağır işlerde çalışıyordu. Gemi işlerinde çalışırken ilk defa zincirlere bağlı satılık insan manzaralarıyla karşılaştı. Daha açık bir ifadeyle köle ticaretiyle tanıştı. Siyah insanların bir hayvan gibi türlü eziyet altında pazarlarda satılması genç adamı derinden derine üzüyordu. Hayatının bu en zor dönemlerinde, köle ticareti manzaralarına daha fazla tahammül edemiyordu. Etrafındakilere bunun insanlık dışı bir durum olduğunu anlatmaya çalışıyordu. Bunu duyan gemi sahipleri Abraham’ı işten attılar. Bu defa zor bela çırak olarak bir bakkal dükkânında iş buldu. İnsanlara çok dürüst hitap ediyordu. Eksik verdiği 30 gram çay için müşterinin evine kadar gidip özür dileyerek, yeni gelen paketlerden çayı teslim ederdi. Kimsenin hakkının kendisine geçmemesi için alışverişlerinde çok titiz davranırdı. Bir defasında yaptığı bir yanlışlıktan dolayı 5 km uzaktaki bir kadının evine yürüyerek gitmiş, yanlışlığı gidermişti.
     Abraham Lincoln’ün sürekli kongre seçimlerine, eyalet seçimlerine, aday olmasının sebebi ülkedeki adaletsizliklerdi. Örneğin köleliğin devam etmesini, Meksika savaşında bir sürü masum insanın ölüyor olması, bir insanın eşya gibi alınıp satılmasını rencide edici bir durum olarak niteliyor ve ne pahasına olursa olsun ülke yönetiminde söz sahibi olmak istiyordu.
     Bir defasında kongre üyeliğine girmeyi başardı. Kölelik Washington hükümeti sınırları içinde kaldırıldı. Fakat güney bölgelerde hala insan mezalimi sürüyordu; zenciler katlediliyor, evleri yakılıyor, zincirlerle sürükleniyordu. Hele bir de Klux Klan denen bir ırkçı örgüt vardı ki tam anlamıyla şeytanın ortaklarıydılar. Zavallı zencilere yapmadıkları eziyeti bırakmıyorlardı. O sırada Türkler dünyanın dörtte üçüne adalet serpiştiriyordu. Afrika’da Türk adaletinin, Osmanlı adaletinin hâkimiyeti altındaydı, ama zulümle değil, şefkatle, bollukla, bereketle. Osmanlı topraklarında bırakılan zencilere zulmetmeyi, zenci (Negro) diye bir kavram yoktu ki… Zencilerden, Türk İmparatorluğunda paşa olanlar bile vardı. Bilal-ı Habeşi Hazretleri zenciydi, ezanı ilk okuyan Peygamberimizin gözdesi bir mübarek insandı.
     Abraham Lincoln, “İnsanlara adaletle davranmayı Türklerden öğrenmeliyiz, Müslümanlardan öğrenmeliyiz.” demiştir. Amerika’da kölelik 1950’de kaldırılmıştır aslında. O zamana kadar zenciler beyazlarla otobüse binemiyordu.
      Bir keresinde yoksulluk ve mahrumiyetine rağmen, dürüst ve kültürlü olduğu için çevresindekilerin tavsiyesiyle sırf kölelik, ırkçılık ve insan ayrımcılığı gibi insanlık dışı davranışları sebebiyle kongre üyeliğine adaylığını koyar, fakat kazanamaz. Bu haber karşısında üzülür. Haberi telgrafhanede alır. Dışarısı karanlık ve yağmurludur. Usulca “İyi akşamlar!” dedikten sonra orayı terk eder. Kaldırımsız tozlu topraklı sokaklarda bir başına düşünceli düşünceli yürür. Tam bu sırada ayağı kayar, çamurun içine yuvarlanacakken son anda kurtulur. Kendi kendine “Tökezledim, fakat düşmedim” der. Evet, “Tökezledim”, “fakat düşmedim…” ; bu cümle beyninde şimşek gibi çakar. O, ayağı kaymıştı, tamam, ama düşmemişti. “Mücadeleye devam!” dedi, kendi kendine. Hem sonra kendisini sevenlerde az değildi. Örneğin Newsalem tarafındaki 300 seçmenden 280’i Abraham Lincoln’e oy vermişti. Elbet kazanacaktı. Bu yenilgi onu daha çok kamçılamıştı. Bir keresinde hava kararmaya yakın şehrin biraz çıkışında bir ağacın altında, onu ellerini açmış dua ederken bulmuşlardı. Allah’ın yardımına güveniyordu.
 Merhametli, iyi yürekli bu adam insan ayrımı yapmaksızın zenginiyle de kötüsüyle de kentlisiyle de konuşur, aynı ilgiyi gösterir, “Fakirle de zenginle de konuşurum, ama olan benim adamımdır.” o, dış görünüşe önem vermezdi. Yerlerinin kirli toprak, pencerelerinin bezle kapatıldığı iki odalı evde büyüyen Lincoln, yokluğun ve çilenin ne olduğunu biliyordu. Ama karısı tam tersi geçimsizin tekiydi.

   

    HATALARI AFFEDERDİ

     ABD’nin 5. Cumhurbaşkanı Lincoln, düşmanlarına karşı daima yumuşak huylu ve tatlı dille muamele ederdi. Bazıları bunu hoş görmeyerek, “Düşmanlarınızı yok etmek dururken, onlara ne diye yumuşak davranıyorsunuz?” diye sorardı. Onun her defasında cevabı şu olurdu: “Sayın efendiler? Düşmanlarımı kendime dost etmekle onları zaten yok etmiş olmuyor muyum?”

 Abraham Lincoln’ün en güzel sözlerinden birisi şudur:

     “Beynim bir sünger gibi olsaydı, arada bir çıkarıp sıkmak isterdim.”

     Bu Yazıyı Bütün Öğretmenler, Bütün Öğrenciler ve Bütün Anne, Babalar Okumalı!

    ABRAHAM LİNCOLN’DEN OĞLUNUN ÖĞRETMENİNE MEKTUP

     Öğrenmesi gerekli biliyorum; bütün insanların dürüst ve adil olmadığını, fakat şunu da öğret ona: “Her alçağa karşı bir kahraman, her bencil politikacıya karşı kendini adamış bir lider vardır.”

     Her düşmana karşı bir dost olduğunu da öğret ona… Zaman alacak biliyorum, fakat öğretebilirsen, kazanılan 1 doların, bulunan 5 dolardan daha değerli olduğunu öğret. Kaybetmeyi öğrenmesini öğret ona ve kazanmaktan neşe duymayı. Kıskançlıktan uzaklara yönelt onu…

     Eğer yapabilirsen, sesiz kahkahaların sırrını öğret ona… Bırak erken öğrensin, zorbaların görünüşte galip olduklarını…

     Eğer yapabilirsen, ona kitapların hayati önemini öğret. Fakat ona gökyüzündeki kuşların, güneşin önündeki arıların ve yemyeşil ağaçlarda ki çiçeklerin büyük sırlarını düşünebilmeyi öğret.

     Okulda hata yapmanın, hile yapmaktan çok daha onurlu olduğunu öğret ona… Ona kendi fikirlerine inanmasını öğret, herkes ona yanlış olduğunda dahi.

     Nazik insanlara karşı nazik, sert insanlara karşı sert olmasını öğret ona… Herkes birbirine takılmış bir yönde giderken, kitleleri izlemeyecek gücü vermeye çalış oğluma… Bütün insanları dinlemesini öğret ona, fakat bütün dinlendiklerini gerçeğin eleğinden geçirmesini ve sadece iyi olanları almasını da öğret.

     Eğer yapabilirsen, üzüldüğünde bile nasıl gülümseyebileceğini öğret ona…

     Gözyaşlarında hiçbir utanç olmadığını öğret.

     Herkesin sadece kendi iyiliği için çalıştığına inanlara dudak bükmesini öğret ona ve aşırı ilgiye dikkat etmesini…

     Ona kuvvetli ve beynini en yüksek fiyata satmasını, fakat hiçbir zaman kalbine ve ruhuna fiyat etiketi koymamasını öğret. Uluyan bir insan kalabalığına kulaklarını tıkamasını öğret ona ve eğer kendisinin haklı olduğuna inanıyorsa dimdik dikilip savaşmasını öğret. Ona nazik davran ama onu kucaklama. Çünkü çeliği ancak ateş saflaştırır. Bırak sabırsız olacak kadar cesaretine hükmetsin, bırak cesur olacak kadar sabretsin. Ona her zaman kendisinde derin bir inanç taşımasını öğret. Böylece insanlara karşıda derin bir inanç taşıyacaktır.

     Bu büyük bir taleptir, ne kadarını yapabilirsin bir bakalım. Sizler bileklerinden öpülecek insanlarsınız öğretmenim.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder