Translate

25 Eylül 2019 Çarşamba

Bulunmaz Hint kumaşı

İNGİLTERE NEDEN HiNDiSTAN'DA 100.000 KUMAŞ USTASININ PARMAKLARINI KESTİ?


“Bulunmaz Hint kumaşı” deyiminin nasıl doğduğunu hiç merak ettiniz mi? Dilimizde “nadir bulunan, paha biçilmez, kıymetli” anlamında kullanılan bu deyim 18. yüzyılın ikinci yarısında Hint kumaşının bir anda piyasadan çekilmesi üzerine kalıplaşmış. Nasıl mı? İsterseniz biraz geriden alalım.

İngilizlerin Hindistan hâkimiyeti 1612’de British East India Company aracılığıyla başladı. Şirket 17. yüzyıl boyunca ülkenin önemli şehirlerinde ticarî merkezler kurdu. Demir, kömür ve diğer madenlerin işletilmesiyle birlikte çay ve pamuk üretimi açısından bölge oldukça bereketliydi. 1757’de şirket artık bir devlete dönüşmüştü. İngilizlerin düzenli ordularının karşılarında küçük Hint prenslikleri bir bir düşecekti.

Böylece Britanya 1803’e gelindiğinde -Pencap bölgesi hariç- ülkenin hepsini sömürgeleştirdi. Pamuk üretimi oldukça kazançlı bir sektördü. Hindistan’ın verimli topraklarında ucuz işgücüyle üretilen pamuklar gemilerle İngiltere’ye götürülüyor ve kumaş yapılıyordu. Tekstil fabrikalarında üretilen bu kumaşların yine Hindistan’a pazarlanması planlanmıştı. Ancak bu girişim İngilizlerin büyük bir hayal kırıklığı yaşamasına yol açtı. Çünkü Hintliler, İngiliz kumaşını beğenmiyor ve daha pahalı olduğu halde yerli ürünleri almayı tercih ediyorlardı. Ülkede bir türlü ithal kumaş kullanımı yaygınlaşmıyordu. Peki, ne yapmalıydı?

Şirket yönetimi çok caydırıcı bir yönteme başvurdu. El tezgâhlarında kumaş dokumalarını engellemek için Hintli çıkrıkçıların parmaklarını kestirdi. Düğüm atmalarını engellemek amacıyla özellikle de başparmakları kesilmişti. Eli ve kolu kesilenler de vardı. Bunlar üç beş kişi de değildi. Neredeyse 100 bin kişi bu caniliğe kurban gitmişti. Neticede Hint kumaşı birden ortadan yok oldu ve pazar tamamen İngiliz ürünlerine kaldı. Açgözlü kapitalizm yine kazanmıştı!"

24 Eylül 2019 Salı

ÇEÇELİ KARA MURAT

Kurtuluş savaşında Ceceli Kara Murat'ı duydunuz mu ?
Çeçeli Kara Murat,Uşak'ın Banaz İlçesine bağlı Çamsu, O zaman ki adıyla Çeçe Köyü'nde yaşayan, çobanlık yaparak geçimini sağlayan bir genç. 27-28 Ağustos 1922 Gecesi yolunu kaybeden Tirikopis Kuvvetleri Murat Dağı’nın eteklerinde yollarını bulmaya çalışırlarken bir yandan da açlık ve susuzlukla mücadele ediyorlardı.
1. Dünya savaşı’nda Kudüs Harbine katılmış olan Ceceli Kara Murat 7 sene askerlik yapmış olup köyüne dönmüştür. 1922 yılında Başkomutanlık Meydan Muharebesi'nde perişan edilen Yunanistan'ın Küçük Asya Ordusu,İzmir'e ulaşmanın derdine düşer. Murat dağının eteklerinde koyunlarını otlatmakta olan, kara kuru aç ve sefil bir çobana rastlarlar. Kendilerini Afyon-İzmir demiryoluna götürmelerini teklif ederler. Ceceli Kara Murat`tan Yunan Ordusu kılavuzluk yaparak Uşak-İzmir Demiryoluna ulaşmalarını istemişlerdir. Bu acı gerçekle karşı karşıya kalan Ceceli Kara Murat Trikopis ve ordusunu tam ters istikamet olan Kusura Deresi’nin en sarp ve çıkılmaz yerine çekerek; Yunan Kuvvetleri’nin Uşak ve civar köylere zarar vermelerini önlemiştir.
Sonunda da bu Türk kılavuzunun kendilerini yanlış yöne doğru götürdüğünü anlarlar. Yunanlı komutan; "Bizi yanlış yöne getirmişsin. Bunun sonucunun ölüm olduğunu bilmiyor musun?" Diye bağırdığında;
Çeçe Köylü Murat; "Benim görevim bu, seninki de beni öldürmek" der ve süngülenerek öldürülür. Yunan Komutanı Ceceli Kara Murat’ı oracıkta şehit etmiştir. Yunanlı Komutan yanındaki subaylara; "Yanlış yere gelmişiz beyler. Kendisine hiçbir şey verememiş bir devlete bu denli bağlı insanlar oldukça yenilmiş olmamız doğaldır" der. Kara Murat ölümü pahasına da olsa o günün teknolojisi ile elinde bulundurduğu top, tüfek ve cephaneye ile 6 bin kişilik Yunan Ordusu’nu Kusura Deresi’nin en sarp ve çıkılmaz yerine sokarak,Kurtuluş Savaşımızın dönüm noktalarından birisini oluşturmuş ve 6 bin kişilik Yunan Ordusu’nu tek kurşun atmadan Türk Birliklerine teslim olmasını sağlamıştır2 Eylül 1922 günü mahalli kahraman Çeçeli Kara Murat’ın hayatı pahasına kaçmakta olan düşman kuvvetlerini Göğem Köyü yakınlarındaki Kusura Boğazına yönlendirmesi neticesinde Yunan Ordularının Başkomutanı General Trikopis ve mahiyetindeki birlik komutanları 5. Kafkas Tümen Komutanı Kurmay Albay Dadaylı Halit Bey tarafından esir alınmıştır. Bu olay Türk Ordusunun
bir iftiharı olduğu kadar Türk Köylüsünün de kahramanlığının bir sembolü olarak tarih sayfalarında yerini almıştır.

RUHU ŞAD OLSUN 

KAYNAKLAR : UŞAK VALİLİĞİ CECELİ KARA MURAT MÜZESİ YAYINLARI VE ARAŞTIRMACI GAZETECİ İBRAHİM ÇAKIN

19 Eylül 2019 Perşembe

ELLER



Bu resmi çizen Albrecht Durer, 1471-1528 yılları arasında yaşamış bir ressam. 18 çocuklu bir ailenin resimle ilgilenen 2 erkek çocuğundan biri. İki kardeşin de resme karşı olağanüstü ilgi ve yetenekleri var. Her ikisi de sanat okuluna gidip büyük bir ressam olma hayali kuruyorlar. Aile ise bu durum karşısında çaresiz. Madencilik yaparak geçinmeye çalışıyorlar ve karınlarını zor doyurabilmekteler.
Bu durum karşısında iki kardeş kendi aralarında kura çekmeye ve kazananın sanat okuluna gitmesi, geride kalanın daha çok çalışıp diğer kardeşi okutması yönünde bir karar alıyorlar.
Albert ve Albrecht arasındaki bu kurada okula giden dönüşte diğer kardeşi okuması için okula gönderecek ve kendisi de madende çalışacaktı. Kurayı kazanan Albrecht okula gider ve bütün öğretim görevlilerini kendine hayran bırakarak çok büyük başarılar elde eder. Okulu birincilikle bitirdiğinde yöredeki bütün okullarda ismi bilinmektedir. Eve büyük bir gururla döner.
Ailesi Albrecht onuruna güzel bir yemek verir. Kendisini öven konuşmalardan sonra Albrecht söz alır ve kendisine bu başarıları yaşatan kardeşine teşekkür eder. Simdi sıranın kardeşinde olduğunu ve okumaya göndereceği kardeşi için madende çalışmaktan büyük gurur duyacağını söyler. Kardeşinin yanıtı ise; "İmkansız sevgili kardeşim" seklindedir. "Seni okulda okutabilmek için çalıştığım senelerde bütün parmaklarım madende defalarca kırıldı ve değil kalem tutmak, senin şerefine su bardağı bile zor tutuyorum." Kardeşinin durumuna çok üzülen Albrecht ise kendisini dünyanın en ünlü ressamları arasına sokan o ellerin kardeşinin ellerinin resmini çizer.

Yukarıda gördüğünüz bütün dünyanın 'Praying Hands' (Dua eden eller) olarak bildiği esas ismi 'Hands' (Eller) olan resim Albrecht Durer'in kardeşinin elleridir.

16 Eylül 2019 Pazartesi

YILIN FIKRASI SEÇİLMİŞ

..

Doktorun biri
yeni bir muayenehane açmış....
Kapıya yazmış... " Vizite ücreti 100 tl
İyileştiremediğimiz hastaya beş mislini
geri veriyoruz...
" Vizite pahalı
ama,
doktor
gerçekten iyi doktor...
Her gelen
hasta iyileşip gidiyor...
Doktorun ünü
her geçen gün artıyormuş...
Uyanığın biri doktora gidecek,
iyileşmeyecek ve
beş misli parayı
geri alacak ya,
kapıyı çalmış...
"Doktor!
Ağzımın tadı hiç yok... Öyle kötüyüm ki,
hiçbir şeyin tadını alamıyorum...
" Doktor...
Adama şöyle bir bakmış,
hemşireye
seslenmiş:
"Hemşire hanım!
Sekiz numaralı kutuyu getirin"
Hemşire adama uzatmış kutuyu,
adam,
bir kaşık
içindekinden yemiş
ve anında tükürmüş...
"Ama Bu b.k!!!!!"
Doktor
sakin,
“Evet! İyileştiniz.
Tad alıyorsunuz artık..
" Adam,
parayı ödemiş
sinirleri tepesinde gitmiş...
Aradan birkaç ay geçmiş.
Büyük bir hırsla
yeniden kapısına dayanmış doktorun ..
"Doktor bey,
ben de hafıza kaybı başladı...
Herşeyi unutuyorum...!
" Doktor,
adama şöyle
bir bakmış yine, hemşireye dönmüş,
"Kızım,
sekiz numaralı kutuyu getirir misin?"
demiş.
Adam,
hemen itiraz etmiş, "Ama,
o kutuda b.k var!"...
Doktor,
“Doğru!
Bakın,
hafızanız da
yerine geldi!....
" Adam,
ağlamaklı,
hırsla ödemiş parayı çıkmış dışarı...
Kurmuş da
kurmuş
intikam planlarını...
Birkaç ay sonra.. "Doktor!
Ben de
iktidarsızlık
başladı...
Durumum kötü,
hiçbir şey yapamıyorum...
" Doktor
adamı gözüyle
şöyle bir inceleyip,
"Hemşire hanım
sekiz Numaralı
kutuyu getirir misin" diye seslenince,
adam,
tüm hırsıyla,
"S..cem,
seni de
sekiz numaralı
kutunu da..."
diye bağırmış..
Doktor gayet sakin, "Geçmiş olsun!
Bakın artık yapabiliyorsunuz!!!!"
Yaaaa Sekiz numaralı kutu bir açılmaya görsün açıldımı varya 17 yılın bayramı olur bu ülkede
O kutu bir açıldı mı..milletin tadı tuzu hafızası herseyi yerine gelecek..ama yetmedi galiba, milletin biraz daha b.k yemesi gerekiyor ki aklı başlarına gelsin....
Gülce Bayraktar