Translate

3 Şubat 2020 Pazartesi

Çam ağacı süslemek

Çam ağacı süslemek, yeni yıl bayramı 'Nardugan'dan gelen Türk geleneği!

Muazzez İlmiye Çığ, Türklerin tarih boyunca çam ağacıyla olan bağını şöyle anlatıyor:

“Çam ağacı süslemek tamamıyla Türk adetidir. Yeni Türk devletleriyle münasebetimiz bize yepyeni şeyler öğretiyor. Eski Türklerde yerin göbeğinden göğe kadar bir ağaç tasavvur ediliyor. Bu hayat ağacı. Sümerlerde de var. Bir ucunda göktanrısı duruyor. Türklerde güneş kutsal ama tanrı olarak kabul edilmiyor. 22 Aralık’ta güneş yeniden fazla olarak dünyayı aydınlatmaya başlayacak. Günler uzamaya başlayacak. Türklerin göktanrısı gün ile geceyi tanzim ediyor gökte. Sözde gün ile gece sürekli münakaşa halinde. 22 Aralık’ta gün geceyi yeniyor. Bunu “Yeniden doğuş bayramı” Türkler kutluyorlarmış. Türkistan’da bir ağaç varmış, akçam, ve bu akçam başka yerde yetişmiyormuş. Akçam getirip eve koyuyorlar, akçamın altına o sene Tanrı onlara güzel şeyler verdi, güzel bir yaşam verdi diye Tanrı’ya hediyeler koyuyorlar. Dallarına da ertesi sene için Tanrı’dan niyaz ettikleri şeyler, adak olarak istedikleri şeyler için paçavra veya kurdela koyuyorlar. O günlerde büyük bayram, şenlik yapıyorlarmış. Aileler toplanıyor, büyükler varsa ziyaret ediliyor, özel yemekler yeniliyor, güzel elbiseler giyiliyor. Bu adet Türkler yoluyla Avrupa’ya geçti. Konunun Noel’le alakası yok. İznik Konsili’nde pagan adeti görülen bu adeti İsa’nın doğuşu olarak kabul edelim diyorlar ve bu adet Hristiyanlara geçiyor. Ama ağaç süsleme pek yok, 16. yy’da Almanya’da başlıyor, daha sonra Fransa’ya geçiyor ve dünyaya yayılıyor.”

ATATÜRK’ÜN DEV PROJESİ: NAZİLLİ SÜMERBANK BASMA FABRİKASI

Venezuella’daki “Atatürk Modeli Fabrika’ya” esin kaynağı olan fabrika, 1937’de Atatürk tarafından açılan Nazilli Sümerbank Basma Fabrikası’dır.

Nazilli Sümerbank Basma Fabrikası, Atatürk’ün kafasındaki “Sosyal Fabrika Projesi’nin” ilk uygulaması olması bakımından çok önemlidir.

Atatürk’ün kafasındaki fabrika, sadece üretim yapılan bir mekan değil, aynı zamanda “ar-ge” çalışmalarının yapıldığı bir laboratuar, eğitim verilen bir okul, her türlü sanat ve spor imkanlarına sahip bir kültür kompleksi, kısacası adeta dört dörtlük bir “yaşam alanı”, bir kampustur.

Atatürk, işçilerin yüksek standartlarda, her türlü imkândan yararlandıkları bu “sosyal fabrikaları” Anadolu’nun her yanına yapmayı planlıyordu. Ama bu projesini yaygınlaştırmaya ömrü yetmeyecekti.

Fabrika, Türk-Sovyet ortak yapımıdır. Makineler ve teçhizatların çoğu Sovyetler Birliği’nden narenciye karşılığında alınmıştır. Fabrika kuruluşundaki işçi açığını kapatmak için 120 Sovyet montör ve mühendisi istihdam etmiştir.

Fabrikanın temelleri 25 Ağustos 1935’te atılmış, yapımı 18 ayda tamamlanmış ve 9 Ekim 1937’de açılmıştır. Bina ve makineler dâhil, 8 milyon liraya mal olmuştur.

Fabrikanın, 28 bin iğ ve 800 otomatik tezgâh ile çalışmaya başlaması ve 2.400.000 kilo iplik işlemesi planlanmıştır. Bununla 20 milyon metre basma imal edilecektir.

Fabrika 15 bin ton kömür yakacaktır.

Fabrika her gün en fazla 2400 işçi çalıştıracak ve ücret olarak senede 1 milyon lira ödeyecektir.

Nazilli Sümerbank Basma Fabrikası, sosyalist ülkeler de dâhil, dünyada görülmemiş bir “sosyal” niteliğe sahiptir. Evet, fabrika kurulurken Sovyet modeli esas alınmıştır, ama genç cumhuriyetin genç mühendisleri Türk devrimine has, çok özgün bir eser ortaya çıkarmayı başarmışlardır.

Nazilli Sümerbank Basma Fabrikası, 1930’ların dünyasında bir benzerine daha rastlanmayacak kadar özgün bir “sosyo-kültürel” ekonomi projesidir.

İşte Nazilli Sümerbank Basma Fabrikası’nın şaşırtan özellikleri:

1. Balolar, danslar ve partiler: 1930’ların ortalarına kadar kadınlı erkekli hiçbir toplantıya katılmamış halk, fabrikanın organize ettiği balolar, danslar ve partilerle sosyalleşmiş, özellikle kadın ön plana çıkmaya başlamıştır.

2. 700 kişilik sinema ve tiyatro salonu: 1937 yılında 12 bin kişinin yaşadığı Nazilli'de, bu fabrika bünyesinde 700 kişilik bir sinema salonu açılmıştır. Salonda İki defa memurlara, iki defa işçilere ve iki defa da ustalara olmak üzere haftada toplam altı defa film gösterilmiştir. Günver Güneş'in dediği gibi; "1937 yılında 12.000 kişinin yaşadığı bir yere 700 kişilik bir sinema salonu açmak ancak Atatürk'ün ve onun devrimci kadrosunun eseri olabilirdi."

Ayrıca sahnede temsiller de verilmiştir. Hem fabrika işçilerinin kurduğu tiyatro kulübü hem de dışarıdan gelen kumpanyalar burada işçilere ve halka oyunlar oynamıştır. Örneğin, devlet konservatuvarının meşhur "Yol Kapalı" adlı oyunu 1947'de Nazilli Sümerbank Basma Fabrikası'nın bu 700 kişilik salonunda sahnelenmiştir.

3. Radyo: Fabrikanın bir radyosu vardır. Radyo, fabrika çalışanlarının işine yarayacak bir yayın programına sahiptir. İşçiye ilgilendiren konular üzerinde 15 dakikalık konferanslar yayınlanmış ayrıca müzik yayınları da yapılmıştır.

4. Halkevi: Fabrikada kurulan “Sümer Halkevi” halkı her konuda bilinçlendirmeye çalışmıştır. Bir fabrika bünyesinde açılan ilk ve tek halkevi Sümer Halkevi’dir. Halkevinin şubelerinde çalışanların büyük çoğunluğu fabrika işçisidir. Halkevinin fabrikadaki temsil grubu, hazırladığı oyunları fabrika içindeki sahnede sergilemiştir. Ayrıca bu grup belli zamanlarda Nazilli çevresinde geziler düzenleyerek bölgede tiyatronun tanıtılmasında ve sevdirilmesinde etkili olmuştur. Her yıl Sümer Halkevi biçki-dikiş kurslarında birçok genç kız meslek sahibi olmuştur. Halkevi civar köylere geziler düzenlemiş, köylülerin sorunlarıyla ilgilenmiş, köylere ilaç ve sağlık elemanı göndererek hastaların tedavisini sağlamıştır.

5. Müzik grubu: Fabrika çalışanları arasında bir müzik grubu kurulmuştur. Klasik müzik seslendiren grup Nazilli, Aydın ve Denizli’de konserler vererek “çok sesli” müziğin Anadolu’da tanınmasını sağlamıştır. İçinde konserler, temsiller, gösteriler ve aile toplantıları yapılan sahne ve salondan, turneye çıkan temsil grupları ve ses sanatçıları da yararlanmıştır. Fabrikada yemek aralarında dünya klasiklerinden eserler okuyan bu müzik grubu, işçilerin Beethoven dinleyecek derecede klasik müzik kulağına sahip olmalarını sağlamıştır. Fabrikada, çalmayı bilen işçilerin kullanımlarına açık bir de piyano vardır.

6. Hamam: Fabrika bünyesinde kurulan bir hamam, hem işçilere hem de Nazilli halkına hizmet vermiştir. Fabrika hamamı, Nazilli'de modern banyo ve tuvalet kavramlarının gelişmesinde çok etkili olmuştur.

7. Ressamlar: Fabrika bünyesindeki desinatörler belli zamanlarda fabrika dışına çıkarak Nazilli ve çevresinin güzel manzara resimlerini yapmışlardır. Fabrika ressamlarının yaptığı bu tablolar açık arttırmalarda satılmıştır. Resim, heykel sergileri de düzenleyen fabrika Nazilli'de güzel sanatların gelişmesini sağlamıştır.

8. Spor kulüpleri: 1937 yılında fabrika bünyesinde kurulan lacivert-beyaz renkli Sümerspor; futbol, basketbol, atletizm, voleybol, bisiklet, güreş, yüzme, boks branşlarında faaliyet göstermiştir. Fabrika bünyesindeki Sümerspor futbol sahası Türkiye'nin ilk "alttan ızgaralı" futbol sahalarından biridir. Ayrıca yine fabrika bünyesinde basketbol, voleybol sahaları; güreş minderi, boks ringi, tenis kortu ve paten pisti vardır. Nazilli'de toplumsal kaynaşmayı güçlendiren "paten eğlenceleri" ve "bisiklet yarışları" Nazilli Sümerbank Basma Fabrikası'nın mirasıdır.

9. Hastane: Fabrika bünyesinde işçi sağlığını korumak amacıyla 40 yataklı bir hastane kurulmuştur. Diş, hariciye, dahiliye ve kadın hastalıkları bölümleri olan hastanede röntgen cihazları ve bir de ameliyathane vardır. Hastanede ayrıca bir eczane ve bir de laboratuvar vardır. Fabrika mensuplarının ve ailelerinin tedavileri ile gerekli ilaçlar bedava verilmiştir. Fabrikaya her giren işçinin röntgen muayenesi yapılmış, işçiler ve memurlar sürekli sıhhi kontrolden geçirilmiştir. Fabrika hastanesinde başhekim, dahiliye mütehassısı, çocuk mütehassısı, diş doktoru ve röntgen mütehassısı ile değişik branşlarda doktorlar, hemşireler, eczacılar ve hastabakıcılar vardır. Nazilli'nin kabusu olan sıtma hastalığı, fabrikadaki bu sağlık ekibinin köyleri dolaşarak halkı bilgilendirmesi ile ortadan kaldırılmıştır.

10. Okul: Fabrikada hem işçilere mesleki eğitim veren hem de okuma yazma öğreten bir okul vardır. Bu okuldaki mesleki eğitim kurslarında işçiye kursuna göre iplik, dokuma, basma, atölye ve santral sahalarında bilgi verilmiştir. Örneğin 1947 yılında 15 işçi kursa katılmış, 13 kişi mezun olurken 2 kişi sınıfta kalmıştır. Fabrikadaki okulda okuma yazma bilmeyenler için beş sınıflı bir okuma yazma kursu açılmıştır. Okuma yazma kurslarında beş ilkokul öğretmeni görev almış, bu kursu bitiren işçilere de ilkokul diploması verilmiştir. Fabrikanın bir de "Sümer İlköğretim Okulu" adlı bir ilkokulu vardır. Beş sınıflı ve çift eğitimli bu okulda 15 öğretmen, 980 öğrenci vardır. Bu öğrencilerin büyük bölümü de işçi çocuklarıdır.

11. Kreş: Fabrikada işçiler için 40 kişilik 26 yataklı bir kreş vardır. Günün belirli saatlerinde ekipler halinde gelen işçi çocukları bu kreşe bırakılmış; her gün yıkanıp, beslenip, eğitilip, dinlendirilmişlerdir. Çocuklar yaşlarına göre ayrılarak odalarda yatırılmışlardır. Ayrıca her çocuğa numaralı bir dolap verilmiştir. Kreş eğitmenleri dışında bir hemşire ve iki yardımcı, çocuklarla ilgilenmiştir. Kreşte ultraviyole tedavisi de yapılmıştır.

12. Halka bedava basma: Bir sosyal fabrika olarak tasarlanan Nazilli Sümerbank Basma Fabrikası, altı ayda bir halka "ıskarta basma" dağıtmıştır. Fabrikanın mallarının çok kaliteli olması halkın bu malları tercih etmesini sağlamış böylece halkın giyim zevki de artmıştır.

13. İşçi ve memur biriktirme sandıkları: Çok sayıda işçiyi barındıran fabrika, işçi haklarına da çok önem vermiştir. Fabrikada İşçi ve Memur Biriktirme Sandıkları, İşçi Ölüm ve Hastalık Yardım Sandıkları oluşturulmuştur. Bu sandıklar 160.000 lira sermaye ile işçi ve memurlarca kurulmuştur. Bu sandık bir taraftan biriktirmeyi bir taraftan da taksitle halı, ayakkabı, yağ vb. ürünleri sağlamak için memur ve işçilere faydalı olmuştur. Ayrıca üyelere %5 faiz ve %1-40 arsında temettü dağıtılmıştır.

14. Kooperatif ve fırın: Fabrika mensuplarının yiyecek ve giyecek ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla fabrika mahallesinde bir kooperatif kurulmuştur. Ayrıca fabrikanın kendine özgü bir fırını, işçi yemekhanesi ve memur kantini de vardır.

15. Lojman ve özel tren: İsteyen işçiler, fabrikanın hemen önünde özel olarak inşa edilen 264 dairelik ve 1000 kişilik lojmanlarda çok uygun bir ücretle kalırken bekar işçiler için 350 kişilikbir “Bekar İşçi Pavyonu” vardır. Burada bekar işçiler çalıştıkları kısımlara göre ayrı yatakhanelerde yatırılmışlardır. Yaşları küçük işçiler ve sanat okulu mezunları için de ayrı yatakhaneler vardır. Bekar memurlar için de 18 odalı özel bir lojman vardır. Ayrıca lojmanda kalamayan işçi ve memurları şehirden fabrikaya taşımak için düzenli seferler yapan GIDI GIDIadı verilen mini bir tren kullanılmıştır. Fabrikanın içinde bir istasyonu bulunan bu tren, ,içi ve memurları ücretsiz taşımıştır. 1937 yılında Atatürk'ü de taşıyan bu tren, kentin içinden başlayıp fabrikada sona eren bir hatta hareket etmiştir.

16. Mekanik odası, fizik laboratuvarı ve atölye: Fabrikada mekanik odası ve fizik laboratuvarı gibi bölümler vardır. Bu bölümlerde fabrikada ihtiyaç duyulan malzemeler üretilmiş ve bozulan aletler tamir edilmiştir. Fabrikanın büyük bir atölyesi vardır. Bu atölyenin demirhanesi, marangozhanesi, dökümhanesi, kaynak ve teneke işleri yapan bir bölümü vardır. Diğer fabrikaların ahşap parça ihtiyacı olan makine vurucu kolları burada yapılmıştır. Fabrikada her türlü mekanik araç vardır.

17. Elektrik santrali: Fabrika kendi elektrik enerjisini kendi üretmiştir. 4 kazan 3 türbinli fabrika santrali, 2500 kw gücündedir. Fabrikanın enerji ihtiyacını karşılayan santral, Nazilli'ye de elektrik vermiştir.

İşte Nazilli Sümerbank Basma Fabrikası… İşte Atatürk’ün “Sosyal Fabrika Projesi”nin ilk uygulaması… İşte genç cumhuriyetin, halkına, insanına, işçisine bakışı…

Nazilli Sümerbak Basma Fabrikası'nın Yok Edilişi

1950’lerden sonra sürekli kan kaybeden Nazilli Sümerbank Basma Fabrikası, son darbeyi 14 Kasım 2002’de yemiştir. Cumhuriyetin dev projelerinden Nazilli Sümerbank Basma Fabrikası, Özelleştirme İdaresi’nce bedelsiz olarak Adnan Menderes Üniversitesi’ne devredilmiştir. Fabrika çalışanları da “gözyaşları” içinde Bursa’ya nakledilmiştir. Kapısına kilit vurulan fabrikanın, üniversitenin kullanımı dışındaki büyük bir bölümü, içindeki tarihi dokuma makineleri, araç ve gereçleriyle çürümeye terk edilmiştir. Dünyanın başka bir yerinde olsa en kötüsü “müze” olarak kullanılacak ve milyonlarca turist çekecek bu dev eser, Cumhuriyet'in bu dev projesi, bugün Nazilli’de hayvan ahırından bile kötü bir durumda kaderine terk edilmiştir.

KAYNAK:
Banu Avar
Sinan Meydan
Soner Yalçın

DERLEYEN:
Akif Tanrıkulu

Not: Mustafa Kemal Atatürk'ün Akıllı, Sosyal Fabrika projesi, Köy Enstitülerini kuranlara ilham kaynağı olmuştur.

SURİYELİLERİ TÜRKİYE’YE KİM, NEDEN GÖNDERİYOR?


Beş milyondan çok yabancıyı yani küçük bir ülke nüfusu kadar insanı, ülkesine kabul etmek örneği olmayan bir olaydır.
Dünya tarihinde; savaşlar, işgaller ve zora dayalı göçler yaşanmıştır. Ancak, en yoğun olanlarda bile bu kadar insan, bu kadar kısa sürede bir yere yerleştirilememiş, böyle bir işe girişilmemiştir.

 Ülkesi ne denli büyük olursa olsun hiçbir devlet bu kadar insanı içine almamıştır.

 Hükümet, ilerde hiç kimsenin altından kalkamayacağı bir işe girişmiştir ve Türkiye’ye büyük zarar vermektedir.

 Yapılanlar, güncel politikanın sınırlarını aşarak doğrudan ulusal varlığa yönelmiştir.

 Suriyelilere vatandaşlık düşüncesi, emperyalist isteklerle örtüşen ve Anadolu’nun Araplaştırılmasına yönelen bir girişimdir.

 ABD’nin Büyük Ortadoğu Projesi’ne uygun olarak,

 Suriye’nin Kuzeyi Araplardan temizlenip Kürtleştirilirken,

 Güneydoğu başta olmak üzere Anadolu’da ise binlerce yılda dengelenen etnik yapı, Türk, Arap, Kürt karmaşası haline getirilmektedir.

 Türkiye’nin de içinde bulunduğu Ortadoğu, Amerikalıların ‘kaos kuramı’ adını verdikleri emperyalist girişime uygun olarak sürekli karmaşa ortamına sürüklenmektedir.

AKP, Türk siyasetinde yer almaya başladığı günden bugüne dek, dönemler içinde gitgeller yapsa da, gerçek amacını gizlemedi.

14 yıl boyunca sayısız siyasi zikzak yaptı ama bir konuda tutumunu değiştirmedi.

 Atatürk’e ve devrimlerine karşı nefret duydu ve kurduğu Cumhuriyet’i ortadan kaldırarak, yerine ‘Osmanlı nizamını’ getirmek için yılmadan mücadele etti.

 2023’ü, hedefine ulaşma yılı olarak belirledi

 ve, yapacaklarını 63 başlıktan oluşan bir program haline getirerek adım adım uyguladı.

 Bunları yaparken, ABD ve AB ile ilişki içinde oldu,

 onların istekleri yönünde hareket etti.

Baş örtüsüyle başlayan mücadelesi, makamı ve siyasi gücü arttıkça çeşitlendi.

 Eğitim’den Diyanet’e, İmam-Hatip kurslarından üniversitelere, kamu çalışanlarından dış siyasete dek; topluma biçim veren hemen her alanda, laikliğe karşı dinci-mezhepçi bir siyaset yürüttü.

 Cumhuriyet’in sağladığı yurttaşlık kavramını ve Anadolu’da binlerce yılda oluşan nüfus yapısını bozacak uygulamalar yaptı.

 Sunnileşmeyi, bağlı olarak Araplaştırmayı öne çıkardı.

 Suriyeliler başta olmak üzere bölgenin en geri unsurlarını sığınmacı olarak kabul etti.

 Onlara TC yurttaşlarında bile olmayan haklar verdi.

Suriyeliler konusunda yaptıkları, kendi özgür iradesiyle belirleyip uyguladığı bir politika değildi.

 ABD ve AB’nin istekleri yerine getiriliyordu. Yapılanlar, emperyalizmin öngördüğü küresel boyutlu politikanın parçalarıydı.

 Anadolu’daki Türk varlığının yalnızca bugününe değil, geleceğine yönelik yıkıcı bir girişim tasarlanmıştı ve tasarı uygulamaya sokulmuştu.

Türkiye’ye gelen Suriyelilerin hemen tümü Suriye’nin Kuzeyi’nden geldi.

 Bu kendiliğinden oluşan bir göçmen akını değil, ABD’nin düzenlediği bir insan sevkiyatıydı.

 Kuzey Suriye boşaltılıp PYD’ye teslim edilirken, Türkiye Arapların oluşturduğu bir sığınmacı deposu haline getiriliyordu.

 Aslan Bulut’un tanımıyla, Türkiye’de ‘Türk-Arap-Kürt Federasyonu’
nun alt yapısı’ oluşturuluyordu.

*Suriyeli Ayrıcalığı*

Suriyeli sığınmacılara, Türkiye Cumhuriyeti yurttaşlarından daha ileri haklar verildi ve ayrıcalıklı bir kitle haline getirildi.

 Yalnızca onların yararlandığı sağlık birimleri oluşturuldu, hastahanelere ücretsiz kabul edildi ve ücretsiz ilaç almaları sağlandı.

 Pasaport yerine geçen bir kart verildi, bu kartla pirim desteği alarak çalışmaları kabul edildi.

 Türkçe bilmeyenler dahil, KPSS sınavına girmeden özel sınavla devlet memuru olmaları sağlandı.

Suriyelilerin kamu kuruluşlarında işe alınacağı açıklanmış, doktor olduğunu söyleyen 28 Suriyeliye çalışma izni verilmiştir.

 Değişik sektörlerdeki işletmelerde, Suriyeli çalışan kontenjanları oluşturulmştur.

Türk öğrencilere, geri ödeme koşuluyla aylık 450 YTL kredi verilirken, Suriyeli öğrencilere geri ödemesiz aylık 1200 YTL burs verilmektedir.

*Olacaklar*

Beş milyondan çok Arap, Anadolu’nun değişik bölgelerine gruplar halinde yerleştirilerek kimliklerini korumaları sağlanmıştır.

 Türkler, Suriyelilerin yerleştikleri yerleri terk etmektedir.

Suriyeliler Türk yaşam biçimine uyumsuz gelenekleriyle kültürel bozulmanın taşıyıcıları durumundadırlar.

Suriyelilere verilen ayrıcalıklar yurttaş olduklarında da sürecek, koloniler halinde ülkenin değişik yörelerinde yaşayacaklardır

Türkiye’de yeni bir azınlık kitlesi yaratılmaktadır.

Bu büyük kitle örgütlenmeye başlayacak ve anadilde eğitim adıyla Arapça eğitim isteyecektir.

Bu istek, müfredata Arapça dersi koyarak Türk milli eğitimini Araplaştırmaya çalışan AKP tarafından yerine getirilecektir.

Diyanet, Suriyelilerle yeni bir Sunni kitle bulacak ve bu kitleyi amaçları yönünde kullanacaktır.

 Diyanet İşleri Başkanlığı, şimdiden, Türkiye’ye gelen bin kadar Suriyeli ‘alim ve ilahiyatçı’ için harekete geçmiş,

ve ‘tarih, tefsir, hadis’ gibi konularda Türkiye’ye katkı yapacak Suriyeli sığınmacıya,

 vatandaşlığa alınmada öncelik tanınmasını istemiştir.

Sığınmacılar, yurttaşlık hakkı aldıktan sonra örgütlenecek ve giderek artan isteklerde bulunarak, yurt dışıyla bağlantılı siyasi çalışmalar içine gireceklerdir.

 Bu eğilimin ön uygulamaları şimdiden başlamıştır.

Türkiye’de yaşayan Arapların partileşme çalışmalarını yürüten Beyt Nahreyn Arap-Arami Birliği adlı örgütün Sözcüsü Mim Yavuz Binbay; Türkiye’de 8 milyon Arap ve Arami yaşadığını ve diğer halklar gibi “anadilde eğitim” hakkı başta olmak üzere, tüm hakların verilmesini istedi.

 Binbay, ayrıca partileşme kararı aldıklarını, partileşme çalışmalarını yürütmek üzere bir komisyon kurduklarını açıklamıştır.

Metin AYDOĞAN