Translate

17 Mart 2021 Çarşamba

Sovyet Elçisinin Mustafa Kemal ile Medrese anıları

 


Gazi Mustafa Kemal, 2 Nisan 1922 tarihinde yanında Sovyet Elçisi Aralov ile birlikte Konya’dadır. 

“O gece iki medreseyi ziyaret ettik. Kanlı, canlı hemen hepsi de gencecik mollalar medresenin avlusunda dizilmişlerdi. Bunların yanında geniş cüppeli, beyaz sarıklı hocalar da yer almıştı. Hepsi de yerlere kadar eğilerek Mustafa Kemal Paşa’yı selamladılar. İçlerinden biri, bunların başı ve en nüfuzlusu; Mustafa Kemal Paşa’dan, medrese sayısını arttırmasını rica etti. Bu zat, ayrıca, medrese öğrencilerinin askere alınmamalarını da istirham etti.

Hoca konuşurken Mustafa Kemal’in kendini tuttuğu belli oluyordu. Ama medrese öğrencilerinin askere alınmaması söz konusu olunca, artık kendini tutamadı ve yüksek sesle, sertçe:

“Ne o," dedi. "Yoksa sizin için medrese, Yunanlıları mağlup etmekten, halkı zulümden kurtarmaktan daha mı değerlidir? Millet kan içinde yüzerken; halkın en iyi çocukları cephelerde döğüşür, yurt için canlarını feda ederken, siz burada genç, sapasağlam delikanlıları besiye çekmişsiniz!…“ 

Mustafa Kemal konuşurken gözleri daha korkunç bir hal alıyordu.

”Bu asalakların askere alınmaları için hemen yarın emir vereceğim!” 

Hocalar sindiler, ama yüzleri öfkeden kıpkırmızı kesildi, yabancıların yanında Hükümet Başkanı onları paylamıştı. 

Mustafa Kemal Paşa bize dönerek; “Hadi gidelim, dedi, artık burada bizim için yapılacak bir şey kalmadı.” 

Ve şöyle, isteksizce selam vererek oradan ayrıldı. Mustafa Kemal Paşa otomobilde uzun süre yatışmadı: “Savaş sona erince onlarla daha ciddi konuşacağım! Her şeyden önce onları mali kaynaklarından, vakıflardan yoksun edeceğim. Yurt topraklarının büyük bir parçası, neredeyse üçte ikisi, belki daha çoğu vakıftır. Bu topraklar mollaların yaşam kaynaklarıdır. Bunların çoğu köylülerin ellerinden alınmış topraklardır. Buna son vereceğiz. Bir de utanmadan hükümetten yardım istiyorlar."

Mustafa Kemal, Anadolu topraklarında, şimdi gördüğümüz dinç, sağlam delikanlıları askerden kaçıran 17 bin medrese bulunduğunu söyledi. Bu tam bir kolordu demekti. Medrese öğrencilerinin şimdiye kadar niçin askere alınmadıklarını sormam üzerine, Mustafa Kemal, bunları askere alınmaları için gerekli emrin verilmiş olduğunu söyledi. Bu devrimci adım, subaylar arasında büyük bir sevinç yaratmış ve bu olay son günlerin en çok üzerinde durulan bir konusu haline gelmişti. 


Kaynak:S.İ.Aralov, Bir Sovyet Diplomatının Türkiye Hatıraları, Çeviren: Hasan Ali Ediz s.104-106

14 Mart 2021 Pazar

İran Sınırında Neden Mayınlar Temizleniyor?

 



İran sınırında mayınlar temizlenmeye devam ediyor! Peki İran Sınırında Neden Mayınlar Temizleniyor? Uzaktan bakınca “Dünya Barışı” için güzel bir haber gibi görünüyor. Ancak kazın ayağı öyle değil!

Kim fonluyor bu temizliği?

Avrupa Birliği!

Peki, neden acaba?

Türkiye-İran sınırı onları bu kadar neden ilgilendiriyor?

Hadi geçmişe gidelim ve hafızamızı tazeleyelim. Sonra bir kez daha o soruyu soralım!

Hatırlayalım!

Suriye iç savaşı ve peşi sıra dalga dalga gelen milyonlarca mülteci akını tarih, Mart 2011!

Peki, Suriye sınırındaki mayınların temizlenme tarihi neydi?

2008 yılında başlayan mayın temizleme operasyonu, Suriye Savaşı başlayana kadar devam etmişti! Mayın temizliği üç sene sürdü. Temizlik bittiğinde ise Suriye savaşı çoktan başlamıştı!

Sizce bu tesadüf mü?

Elbetteki tesadüf olamaz! Bakınız şimdide İran sınırımızdaki mayınlar temizleniyor!

Şimdilerde İran’da nedeni bir türlü kestirilemeyen yüzde 300’lük akaryakıt zammı ve iç karışıklık başladı!

Ardından İran Ruhani Lideri Ali Hamaney: “Ayaklanma yapanlar İran düşmanları!” Diyerek, Devrim Muhafızlarına emir veriyor.

Yüzlerce insanın ölüm haberide peşinden geliyor!

Haberlere göre, İran Devrim Muhafızları ile İran Ordusu arasında bu kontrolsüz müdahale yüzünden gerginlikler baş gösterdiği iddiaları yayılıyor!

Akabinde beklenen açıklama Amerika’dan geliyor, Trump İran’ın bu durumundan endişeli olduklarını açıklıyor.

Yavaş yavaş sular ısıtılıyor!

Olaylar böyle devam ederse NATO müdahalesi zorunluluğu gündemi oluşturulması muhtemeldir!

İran Yönetimi ise adeta buna çanak tutuyor. Tıpkı Beşar Esad’ın yaptığı gibi ayak diremeye devam ediyor.

Küresel çetenin BOP (Büyük Ortadoğu Projesi) projesi tıkır tıkır işlerken, yarın olası iç savaş büyüdüğünde, bahse konu mayınların temizliği kimin aleyhine işler orasını da siz düşünün!


Türkiye İkinci Bir Göç Dalgasını Kaldırabilir mi?


Zannetmiyorum!

Aslında Suriye’den ve İran’dan milyonlar ülkemize kanalize edilirken, bizim jeopolitik ve etnik yapımıza kocaman bir çomak da sokulmuş olacak.

Şu anda Türkiye nüfusunun %10’u kadar mülteci var! İran’dan gelecek olan mülteci dalgasınıda düşünürsek, bir yerden sonra halkımızın sinir uçlarına dokunulduğunu ve sıra bize geldiğinde çok kolay bir şekilde burada da iç karışıklık çıktığını düşündüğünüzde…

ötesini düşünmek bile istemiyorum!

Emperyalizmin mayın tarlasına zorla itildiğimiz gün gibi ortadadır!

Alıntıdır

11 Mart 2021 Perşembe

Tarihimizin karanlık bir sayfası

 

Fotoğraf: Solda yeğeni Faruk Kenç ve ortada Fabrika Müdürü Emekli General Hüseyin Hüsnü Emir

Türkiye'de özel silah sanayiini kurmak için bütün engellemelere rağmen mücadele eden, İstanbul Sütlüce'de silah ve cephane fabrikası kuran Nuri Killigil Paşa'dan geriye bu küçük tabut kalmıştı...


Nuri Killigil Paşa, İsrail'e karşı savaşan Araplara ve Filistinlilere silah satmaya kalkınca fabrikasıyla beraber havaya uçuruldu.

Ondan geriye kalanlar Haliç'te Sütlüce sahilinde bulundu.


Nam-ı diğer Kafkasya İslâm Ordusu Kumandanı Nuri Paşa ve 27 işçisinin parçalanmış ve kömürleşmiş cesetlerinden geriye kalanlar,Edirnekapı Şehitliğinin bir köşesine sessiz sedasız defnedildi.


Evet Nuri Paşa'dan geriye kalanlar bu ufacık tabuta sığmışdı. Devlet ise cenaze töreninde yoktu.


Cenaze namazı ise yapılan siyasi baskılar yüzünden kılınmadı. İmam olmadığı için işçilerden biri Kur'an ve dua okudu. 


Vücudun büyük kısmı parçalanmış olduğu için, cenaze namazının caiz olmadığını bildiren müftülük açıklaması sebebiyle Diyanet tarafından Nuri Paşa'nın cenaze namazı kılınmadı.


Çok kısa süre sonra ise Türkiye, İsrail'i tanıyan ilk Müslüman ülke olmuştu.

Rahmetle anıyorum...


ALINTIDIR.