Translate

30 Temmuz 2019 Salı

Dünyanın en güzel küfür eden adamı: Can Yücel



• Bir panelde üniversiteli öğrenci sorar;
‘’Neden okuduğumuz bütün şairler erkek, kadınlardan iyi şair çıkmaz mı?
Can Yücel; ‘’Biz şiiri s.kimizle mi yazı yoruz ne bilim ben...’’

• Bir canlı yayında Duygu Asena, Nazım Hikmet için ‘’kartpostal şairi’’ der.
Can Yücel’den jet gibi gelen cevap;
‘’Kart sensin postal da sana girsin.’’
Olayın bu kısmı meşhurdur lakin bir de gerisi var; sonraki günlerde Can Yücel’den sözlerini geri alması istenir. Can Yücel lafı gediğine koyar;
‘’Kartı aldım, postal kalsın’’

• Bir gün rahatsız olan Can Yücel bir şiir dinletisine katılıyor, ricayı kıramadığı için kalkıp şiir okumaya başlıyor ve şiir boyunca sıkça öksürüyor.. Neyse.. Şiiri bitirince; ‘’Öksürükler şiire dahil değildir" diyor. Herkes gülerken bir yandan da ağzından küfür çıkmamasına şaşırıyorlar.
Tam o sırada Can Baba geri dönüyor ve şunu diyor; ‘’Kafanızı s.ktiysem özür dilerim. 

• Bir gün TRT'den bayan bir muhabir Can Baba'yı arar;
+ İyi günler
- İyi günler güzelim.
+ Sizinle röportaj yapmak istiyorduk müsait misiniz?
- Bırak röportajı gel sevişelim
+ Aa aşk olsun Can Bey..
- Merak etme güzelim oda olur

• Yıllar önce ODTÜ'de yaptığı bir konuşma...
Üç bin kişilik mimarlık amfisi tıklım tıklım dolu, hatta onu dinlemek için ayakta kalan onlarca kişi var.. Can Yücel konuşmaya şöyle başlar;
- Biz hiç bi bok olamadık!
Salondakiler bir anda neye uğradıklarını şaşırırlar. Derin bir sessizlik kaplar ortalığı.. Salona gelmeden önce 3 bira ve yarım votka içmesine rağmen muhteşem bir konuşma yapar. Hiç şüphesiz bol küfürlü bir konuşma.. Söyleşinin soru-cevap kısmında ön sıralarda oturan hanım hanımcık bir kız öğrenci parmak kaldırıp Can Yücel'e şöyle sorar;
- Can bey, bizler şiirlerinizi ve düşüncelerinizi çok beğeniyoruz, size büyük bir saygı duyuyoruz ama konuşmalarınızda çok fazla küfre ve argoya yer veriyorsunuz, küfürlü konuşmasanız olmaz mı?
Can Yücel önce susar, sonra yavaşça doğrulur, o kocaman ellerini kürsünün üzerine koyup;
- ‘’Küfür, burjuvazinin ağzında bir lağım çukurudur.. Küfür, işçi sınıfının ağzında bir çiçektir!..’’ deyince salonda müthiş bir alkış kopar.

• Can Yücel'e soruyorlar; "Zeki Müren'e niye paşa diyorlar?"
Cevap;
‘’Bu memlekette paşalara ibne denemediği için ibnelere paşa deniyor...’’

• Bir televizyon programın da genç bir öğrenci soracak soru bulamadığından herhalde şunu sorar;
‘’Hangi takımı tutuyorsunuz?
Can Baba cevap verir;
‘’Eşim ve ben genellikle benim takımlarımı tutuyoruz...’’

• Can Yücel'e sorarlar;
‘’Efendim nedir bizim memleketteki bu sağcılık solculuk davaları?’’
Can Yücel;
‘’Bu ülkede sabah kalktığında malafat eğer sağ tarafa kaymışsa sağcısındır, yok eğer sol taraftaysa solcu’’
‘’Peki sizinki ne tarafta?’’
‘’İleride, daima ileride…’’

• Üstad bir gün devlet büyüklerine bir şiirinde isim vermeden "Hepiniz götsünüz" dediği için mahkemeye çıkarılır.
Hakimin karşısına palas pandıras her zamanki haliyle gelir ve elindeki kalın TDK sözlüğünü açar..
‘’Hakim bey "p" harfine bakalım, Türkçe'de "popo" diye bir kelime var mı? yok.. Peki "k" harfine bakalım, "kıç" var mı? o da yok.. bir de "g" harfine bakalım, "göt" var mı?. Evet göt kelimesi TDK sözlüğünde var. ‘’Demek ki sayın hakim, bu memlekette göte göt deniyor’’ der.

• Can Yücel bir gün canlı yayında, konuklardan biri de MHP’ li bir milletvekili. Konu dönüp dolaşıp Nazım Hikmet’e gelir.
MHP milletvekili; "Nazım Hikmet’in solculuğu Yahya Kemal’e tepkiydi, sağcı biri olan Yahya Kemal, Nazım Hikmet’in annesiyle kırıştırdığı için Nazım Hikmet ona kızarak solculuğu seçip komünist olmuştur" der.
Can Yücel hemen cevabı yapıştırır;
‘’Senin ananı hangi solcu s.kti de sağcı oldun lan…’’

• Onun en büyük efsanesi to be or not to be çevirisidir bence;
"Bir ihtimal daha var o da ölmek mi dersin?
ALINTI

29 Temmuz 2019 Pazartesi

“Her kula helâl, Müslüman’a haram!”

GÖKSEL URİ'den araklama
Vaktiyle Bursa’ da bir Müslüman, bugünkü adı Arap Şükrü olan muhitte çeşme yaptırmış ve başına bir kitabe eklemiş:
“Her kula helâl, Müslüman’a haram!” Bursa başkent, tabii Osmanlı karışmış, bu nasıl fitnedir diye… *Gitmişler kadıya şikâyete, adam yakalanıp yaka-paça huzura getirilmiş. “Bu nasıl fitnedir, dini İslâm, ahalisi Müslüman olan koca devlette sen kalk, hayrattır, sebildir diye çeşme yap, ama suyunu Müslüman’a yasakla! Olacak iş midir, nedir sebebi, aklını mı yitirdin?” diye çıkışmışlar adama. Adam: - “Müsaade buyurun, sebebi vardır, lâkin ispat ister, delil şarttır…” dedikçe kadı kızmış: - “Ne delili, ne ispatı? Sen fitne çıkardın, Müslüman ahalinin huzurunu kaçırdın, katlin vaciptir!” demiş. Demiş ama bir yandan da merak edermiş: - “Nedir gerekçen?” diye sormuş. Adam: - “Bir tek Sultan’a derim…” diye cevap verince, ortalık yine karışmış. Söz Sultan’a gitmiş, adam yaka paça saraya götürülmüş. Padişah da sinirlenmiş ama diğer yandan o da meraklanırmış: - “De bakalım ne diyeceksen. Bu nasıl iştir ki, hem çeşmeyi yaparsın, hem de her kula helâl, Müslüman’a haram yazarsın?” Adam, başı önünde konuşur: - “Delilim vardır, lâkin ispat ister.” - “Ya dediğin gibi sağlam değilse delilin?” - “O zaman boynum, hükme kıldan incedir Sultanım…” - “Eeee!” - “Sultanım, herhangi bir havradan (sinagog) rasgele bir hahamı izahsız yaka-paça tutuklayın, bir hafta tutun. Bakın neler olacak…” Dediği yapılmış adamın. Bütün azınlıklar bir olmuş, başlarında Museviler, “Ne oluyor, bu ne zulüm? Bizim din adamımıza biz kefiliz, ne gerekirse söyleyin yapalım, o masumdur, gerekirse kefalet ödeyelim…” Çevre ülkelerden bile elçiler gelmiş, elçiler mektup üstüne mektup getirmiş. Bir hafta dolunca, adam: - “Sultanım, artık bırakmak zamanıdır” demiş. Haham bırakılmış, azınlıklar mutlu, bu sefer Sultan’a teşekkürler, hediyeler. - “Aynı işi herhangi bir kiliseden herhangi bir papaz için yaptırınız Sultanım” demiş. Aynı şekilde bir papaz derdest edilip yaka-paça alınmış Pazar ayininden ve aynı tepkiler artarak devam etmiş. Haftası dolunca da serbest bırakılmış. Mutluluk ve sevinç gösterileri daha bir fazlalaşmış, teşekkürler, şükranlar… Din adamlarına kavuşmanın mutluluğuyla daha bir sarılmışlar birbirlerine… Sultan: - “Bitti mi?” demiş adama. - “Sultanım son bir iş kaldı, sonra hüküm zamanıdır izninizle” demiş. - “Şimdi nedir isteğin?” - “Efendim, payitahtımız Bursa’nın en sevilen, âlimini alınız minberinden…” Adamın dediğini yapmışlar, Ulucami imamını Cuma hutbesinin ortasında almışlar, yaka-paça götürmüşler. Bir Allah’ın kulu çıkıp da, “ne oluyor, siz ne yapıyorsunuz? Hiç olmazsa vaazı bitene kadar bekleseydiniz”, gibi tek bir kelâm etmemiş, imamın peşinden giden, arayan-soran olmamış… Geçmiş bir hafta, “Nerde imam” diye gelen-giden yok! Halk hâlinden memnun, başlamış bir dedikodu, o geçen hafta tutuklanan koca âlim için: - “Biz de onu adam bilmiş, hoca bellemiştik…” - “Kim bilir ne suç etti de tevkif edildi!” - “Vah vah! Acırım arkasında kıldığım namazlara…” - “Sorma, sorma…” Padişah, kadı ve adam izliyorlarmış olup-bitenleri. Sonunda Padişah çeşmeyi yaptırana sormuş: - “Eee, ne olacak şimdi? Adam: - “Bırakma zamanıdır. Bir de özür dileyip helâllik almak lâzımdır hocadan.” “Haklısın” demiş padişah, denilenin yapılması için emir buyurmuş ve adama dönmüş. Adam başı önünde konuşmuş: - “Ey büyük Sultanım, siz irade buyurunuz lütfen, böyle Müslümanlara su helâl edilir mi?” Sultan acı acı tebessüm etmiş: - “Hava bile haram, hava bile!” demiş. Çağımızda durum farklı mı?

13 Temmuz 2019 Cumartesi

Japon Bilge

Bir Japon bilgesi, çölde kumlar üzerinde oturmuş meditasyon halindedir..
Adamın biri O'na yaklaşır ve;
- Beni öğrencin olarak kabul et! der..
Bilge, parmağıyla kumlar üzerinde düz bir çizgi çeker ve;
- Kısalt! der..
Adam, avuçlarıyla çizginin yarısını siler. Bilge;
- Git, bir sene sonra tekrar gel! der.
Adam gider, bir yıl geçer, yine gelir. Bilge, yine bir çizgi çizer ve yine;
- Kısalt! der.
Adam, bu kez çizginin yarısını avucu ve dirseğiyle kapatır.
Bilge, gene kabul etmez ve yine;
- Git, gelecek sene gene gel! der.
Gelecek yıl olur. Bilge, tekrar kumların üzerine bir çizgi çeker ve adamdan onu kısaltmasını ister. Adam bu kez;
- Bilmiyorum! der ve bilgeden cevabı kendisine söylemesini rica eder.
Bilge, çizginin yanına daha uzun bir çizgi çeker ve;
- Şimdi kısaldı, der..

Bu hikaye, Japon Kültüründe ilerlemenin yolunu gösteren sırlardan biridir.
Bize; düşmanlığa ve diğer insanlarla boğuşmamıza hiç gerek olmadığını, olgunlaşıp ilerlememiz halinde onların kendiliğinden küçüldüğünü çok güzel anlatır...